Eylül hepimiz için bir eve dönüş hikayesidir.  Fiziksel olarak evlerimize dönerken, sonbaharın hüznü, doğanın renk değişimi, yazın bitişi ile kendimize doğru da çekilmeye başlarız ve belki de o vakit en uzun yolculuğu başlar insanın.

İnsan en çok kendiyle konuşur.
İnsan en çok kendini suçlar.
İnsan en çok kendine öfkelenir.
İnsan en çok kendiyle yüzleşmekten korkar.
İnsan en çok kendini affetmekte zorlanır.
Ve insan en az kendini anlar.
Kendini anlamaya giden yolculuk uzundur…

Düşünsene, Gözlerin var ve yine de görmüyorsun, kulakların var yine de duymuyorsun, kalbin var yine de sevmiyorsun-derin uykudasın. Seni varlığından uzaklaştırmaya çalışan her kim ise; o senin düşmanındır. O düşman insanın kendisinden başka bir şey değildir. Her kim senin kendin olarak kalmana yardım ediyorsa-kararlı bir şekilde, bedeli ne olursa olsun, sonucu ne olursa olsun- o senin dostundur. Ve o dost insanın ta kendisidir.

Kendi merkezine ulaşmayan bir insan, dış dünyada ne kadar koşturursa koştursun hiçbir yere ulaşamaz. Kendi içindeki sessizliğin müziğini dinlemeyen bir insan, dünyanın en ücra köşelerine gitse dahi cehennem dışında hiçbir yere ulaşamaz. Cennetimizi veya cehennemimizi beraberimizde taşırız.

Oysa hayat boyu hep bir yerden bir yere döner dururuz. Geri dönüş, doğaya dönüş, arkaya dönüş, eski sevgiliye dönüş… ve bu dönüşlerin her biri geriye doğru atılan bir adımdır ileriye değil. İnsan ne zaman ki kendine doğru yönelir, o vakit ileriye doğru adım atmış olur.

Hayat boyu kendi dışında, kendi olmayan, kendinden bambaşka biri gibi davranır insan. Başkalarının yanında güçlü görünür veya aciz, bencil olur, kıskanç davranır, kavga eder, güler, ağlar, yalan söyler, aldatır, sevecen olur ve saymakla bitmez. Kendi kendine kaldığında ve aynaya baktığında gördüğü kişiyi kendi sanır. Kalbine doğru bakmak aklına gelmez, hep aynaya bakar. Kendi kendisi ile konuşmak istediğinde aynaya bakar kalbine değil. Aynada gördüğü aldatıcıdır, kalbine baksa görür gerçeği.

İnsanın asıl evine dönüş yolculuğu kalple olur. Önüne gelen her şeyin içine derinlemesine bakman gerekir çünkü o aynı derinlik bir süre sonra senin kendini bilmen haline dönüşmeye başlar. Karşılaştığın her nesneyi, gördüğün her şeyin derinine inmeye başladığında, artık kelimelerin yerine sessizlik aldığında, ‘‘ben kimim’’ sorusunu sormaya başladığında eve dönüşü başlar insanın.. Sahip olduğun her şey oradadır.