Dönüşümler her zaman sancılı olur dedi bir arkadaşım. Ama dedim her şey çok yavaş ve aksiliklerle dolu. Bırak yavaş olsun, kelebeği zamanı gelmeden ona yardım ettiğini düşünerek kozasından çıkaran adamı hatırla. Kelebek normalde dünyaya gelmesi gereken zamandan çok daha önce hayata karıştı. Ancak ne yazık ki bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu. Kelebek, hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de asla uçamadı.

Uzunca bir süredir kendi kozamın içinden çıkmaya çalışıyordum. Ne var ki, her şey evrenin düzenine göre çalışıyor ve o ne zaman isterse o zaman oluyor. Yaşamın içinde özgür olmana rağmen sanki hiçbir yöne hareket edemiyor olma hissi, kararlarını uygulamanın önüne çıkan engeller, seni mutsuz eden insanları hayatından çıkarmak istemekle yine de onlarsız yapamamanın manevi eziyeti, aslında konfor alanını terk etmekten ölesiye korkarken mutsuz olmayı kabul etmek..

Ama nasıl ki tıpkı bir tırtılın kelebeğe dönüşmesi, büyümesi, kozasını örmesi ve günü geldiğinde o kozadan çıkması hem yorucu, hem uzun, hem de üzerinde gerçekten titizlikle çalışılması gereken bir süreçse; gerçek bir dönüşümde de aynı süreçlerden geçiyormuş insan.

Bir çoğumuz tüm hayat boyu aynı kozanın içinde ve elindekilerle yetinmeye çalışarak, sürekli aynı durumlar, aynı duygular, aynı olaylar, aynı çevre, aynı kısır döngü içinde kalarak yaşamaya devam ediyoruz ve hayat boyu o kozanın içinden çıkmaya korkarak yaşamımızı sürdürüp sonra da bu hayatı terk ediyoruz. Ben kendi hayatımda bunu görebilen, bir şeylerin yolunda gitmediğini, bir şeylerin değişmesi gerektiğini anlayabilen şanslı insanlardan birisi olduğumu düşünüyorum. Üstelik dünyada yer alan milyonlarca insana nazaran daha hassas, daha kırılgan, daha endişeli bir kalbe sahip olmama rağmen, değişim ve dönüşüme gösterdiğim direncin, kabul edip akışına bırakmanın endişesi yanında çok daha insana zarar verici ve yıkıcı bir etkisi olduğunu fark edebilmiştim.

Bazen gerçekten bunu göremeyiz. Yaşadığımız şehir, oturduğumuz ev, çalıştığımız iş, eşimiz veya sevgilimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız ya da komşularımız, ailemiz, her gün uğradığımız market, sırf alışkanlıktan ötürü gittiğimiz cafe, her gün yürüdüğümüz yollar.. içinden çıkmaya, yeni bir adım atmaya, alışık olduğumuzun dışında bir şey yapmaya cesaret edemeyiz. Ta ki; hayatlarımızda bu düzeni alt üst edecek kendi isteğimiz dışında bir olay olana kadar… belki bir acı, bir ayrılık, bir kayıp, bir sağlık problemi, kısacası bize yaşamın değerini hatırlatacak ve yaşama artık farklı bir gözle bakmamıza neden olacak bir olay.. peki dönüşmek için gerçekten hayatımızda böyle bir olay yaşamak zorunda mıyız? Elbette hepimiz bir değişimden geçmek, var olan düzeni yıkmak ve yepyeni bir düzenle veya düzensizlikle ilerlemek zorunda değiliz. Yazdıklarım tamamen içinde bulunduğu koşullardan mutlu olmayan, kendisini ve kendisinin gerçekte ne istediğini sorgulamaya başlayan, kozasından çıkmak isteyen ama buna bir türlü cesaret edemeyenler için.

Hayat bazen gerçekten sana bir ipucu veriyor. Bir ışık, bir cümle, bir kitap sayfası, gökyüzünde uçan bir kuş, bir insan tüm hayatını değiştirmen için sana o aradığın ipucunu verebilir.

Yoga yapmaya başlamamla birlikte girdiğim dönüşüm süreci, sırasıyla önce kalbimde ve zihnimde bir ışık yakarak kendimi fark etmeye başlamamı sağladı. Yogaya başlamam da oturduğum koltuğun sırtımı ağrıtmaya başladığını hissetmemle birlikte girdiğim arayış sonucu olmuştu. Yani ortada rahatsızlık veren bir şeylerin olduğu belliydi. Bir şeyi aramaya başlamıştım ve tatmin olmuyordum. Yoga öğrenciliğinden yoga öğretmenliğine terfi edişim, çevremi değiştirerek beni mutsuz eden insanlardan uzaklaşmam, 15 yıldır yaşadığım İstanbul’dan ayrılarak İzmir’e yerleşmem, var olan işimden ayrılarak kendime bir yoga salonu açmam, sırf insanlar beğeniyor diye yaptığım bir çok şeyden vazgeçerek artık kendi istediklerime odaklanmam, sağlığım için beslenme şeklimi değiştirmem, daha fazla toprakla, daha fazla diğer canlılarla iletişime geçmem ve tabiî ki korkularımla yaşamaktansa, kendi hayatımın iplerini kendi elime almam, sırasıyla birbirini takip etti ve şu anda oturmuş bu yazıyı yazıyorum.

Değişmekten ve dönüşmekten korkmayın. Alıştığınız davranış kalıplarınız sorunlarınızı çözmeye yetmiyorsa yenisini denemekten korkmayın. Her zaman oturduğunuz koltuk artık sizi rahat ettirmiyorsa o koltuğu atmaktan korkmayın. Çünkü eski koltuk gitmeden yerine yenisi gelmiyor.

Direnmeden dönüşümün en sancılı süreçlerine dahi kucak açtığın an, bir kelebek kadar özgür olacaksın.

Sevgilerimle