Sevgi…

İnsanoğlundaki hasta olan her şey sevgi eksikliği yüzündendir.

Bu sabah ne yazacağımı bilmiyordum. Genellikle yazacağım konuyu önceden belirlemem. O anda hislerim beni nereye götürürse, parmaklarım beni nasıl yönlendirirse takip ederim. Hislerimi takip ettiğimde genellikle ortaya iyi bir şeyler çıkar.

Bu sabah yazmak için oturduğumda dün bir öğrencimin bana sorduğu soru aklıma geldi. Her ay adet döneminde mutlaka 2 günü şiddetli ağrılar ve kramplarla geçirdiğini, hatta çoğu zaman bu sebeple acil servise gitmek zorunda kaldığını belirterek; bunun sebebinin bilhassa kadınlığını sevmemekle ilgisinin olup olmadığını sordu.

Bu soru beni hem derin bir çalışmaya itti, hem de sevgi ve öz şefkat duygusu üzerine düşünmeye.

Öz şefkat üzerine yapılan tanımlamalar özetle şöyle der; etrafındaki değer verdiğin insanların başlarına kötü bir şey geldiğinde, onlara verdiğin tepkiyi kendine de verebiliyor musun? Veya onlara gösterdiğin yakınlığın ne kadarını kendine gösterebiliyorsun?

Ki bence bu sadece karşılaşılacak olumsuz bir durum için geçerli değildir sadece. Arkadaşlarının, sevgilinin veya ailenin mutlu günlerinde, örneğin kutlanması gereken bir günde onlar için gösterdiğin efor ve çabayı kendin için de gösterebiliyor musun?

Yaşam boyu kendimize karşı sürekli bir özeleştiri duygusu ile yaklaşmamız gerektiği öğretilir. Bunun insanı geliştireceği söylenir. Sürekli kendi kendimizle yarıştırıldık ve limitlerimizi zorlamayı öğrendik.

Çok basit bir deyişle, arkadaşına söylediğin ‘’takma kafanı, olur böyle şeyler’’ cümlelerini kendine de söylemen gerektiği öğretilmedi.

Sevgi, sevmek çok zordur. İçeriden gelir. Varoluşumuzun bir parçasıdır. Ne yazık ki bebek doğarken sevgi ile doğar fakat büyüdükçe nefreti öğrenir. İleride hangisini kullanacağını seçimlerin belirler. Sevgi bir acıma duygusu değildir. Sevgi zordur. Korkusuz olmayı gerektirir, beklentisiz olmayı gerektirir, an’da kalmayı gerektirir. Ancak insanlar bütün bunları yapamayacakları için sevgiyi hor görmeyi, küçük görmeyi, acizlik duygusu olarak görmeyi tercih ederler.

Oysa sevgi, kişinin kendine karşı nazik olabilmesidir. Bir annenin hasta olmuş çocuğuna bakması gibidir öz şefkat. Bir taraftan ilaçla tedavi eden anne, diğer taraftan sevgi ve ilgi de göstererek şefkatli bir tutum sergiler ki; bu da hasta bir insanın tedavi sürecinde gerekli olan manevi ilacıdır. Ve insanın da hayat boyu süren hastalıkları vardır, korkuları, yalnızlığı, çaresizliği, endişesi, acısı… işte bütün bu acı veren duyguları kucaklayacak, kabul edecek yaklaşım öz şefkattir.

Çoğu insan aynada kendisiyle yüzleşmeye bile korkarken, peki nasıl olacak?

Kendine doğru giden yolda kullanılabilecek tekniklerin en başında meditasyon gelmektedir. Nerede, nasıl, saat kaçta, hangi duruşta olduğunun bir önemi olmaksızın, içinden gelen sevginin ışığı ile, kalbinin yönlendirdiği ile, şartlanmış zihnin, alışılagelmiş düşüncelerin ötesine geçip kendi doğanla karşılaştığın o an’dır meditasyon. O an’a ulaştığında sadece elini kalbinin üzerine koy ve kendine ‘’merhaba’’ de. Arkasından ‘’nasılsın?’’ ‘’Bugün senin için ne yapabilirim’’ Sor bunları kendine.

 Ve o anda kalbinden çıkacak enerjiye, içinde ne duygular biriktirdiğine sen bile inanamayacaksın. Belki ağlayacaksın. Belki kabul etmek istemeyeceksin. Belki ulaşamayacaksın ilk seferde ve inancını yitireceksin. Kolay olanı seçeceksin. Hayatta en kolay olanı eleştirmektir. Başkasını eleştirmek, kendini eleştirmek ama hep eleştirmek. Kimse sevmeyi denemek istemez. Koşulsuz kabul etmeyi denemez. En zoru yüzleşmektir, olanı olduğu gibi kabul edebilmek, kucaklayabilmektir.

Sevgide şükran vardır, çok derin bir şükran vardır. Diğerinin bir nesne olmadığını bilirsin. Diğerinin bir ihtişamı, bir ruhu, bir bireyliği olduğunu bilirsin. Bu ‘’diğer’’ sensin.

Sevgi iyileştirir. Birini sevdiğinde ona ne söylüyorsun? Aynısını kendine de söylediğin zaman iyileşme başlar.

Sevgilerimle…

Namaste

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir