”Her şey çok hızlı gerçekleştiğinde” diye yazmıştı Kundera, Yavaşlık adlı romanında, ”Kimse hiçbir şeyden emin olamaz, kendisinden bile.” Telaş, hayatı daha da yüzeysel kılar. Hız hayatı eksiltir.
……..
Acele etmeyen bir yağmurda ıslanır; acele etmeyen bir güneşte ısınırız. Araba ile son hızda ilerlediğimiz bir yolda etrafımızı fark edemeyiz. Varış noktasına odaklandığımızda yolculuğun keyfine varamayız. Sırf doymak için yemek yediğimizde yediğimiz şeyin lezzetini anlamayız.


Sırf hayatta kalmak için nefes aldığımız sürece gerçekten nefes almanın nasıl bir şey olduğunu asla bilemeyeceğiz.
Gerçek anlamda hayatın tadını çıkarmanın ne olduğu üzerine düşünüyorum bu aralar. Kişiye göre değişir elbette bu anlam. Yaşantım gereği anlam arayışı ve farkındalık konusunda daha torpilliyim belki. Buna rağmen hayatın akışı içerisinde arka arkaya gelen yoga seanslarım ve karşıladığım grupların ardından günün sonunda nasıl yorgun bir beden ve ruh ile yatağa girdiğimi ve bu döngü içerisinde kendi bedenim ve ruhumu dinlemeyi unuttuğumu, yavaşlamak hatta durmak zorunda kaldığımda fark ettim.


Yaşamımın ve enerjimin elverdiği ölçüde ömrümün sonuna kadar sürmesini istediğim yolculuğumda öğretmen rolümün hakkını vermeye çalışırken, öğrenci ruhumu kaybetmeye başladığımı fark ettim. Oysa beni öğretmeye yüreklendiren de o içimdeki amatör öğrenci ruhumdu. Tüm bunları anlamam için durup bir yavaşlamam gerektiğini gördüm.


Hayatta bazen gerçekten yavaşlamadan anlayamayacağımız şeyler vardır. Kalbimizin sesi gibi… yaşamda gerçekten ne istediğini bilmek gibi. Herhangi bir anında hızlıca verdiğin kararı durup bir kez daha düşünmek gibi…
Yediğin yemeğin damağında bıraktığı gerçek tadı fark edebilmek veya tüm sevgin ve coşkunla gerçek bir yemek yapabilmek…


Önce kendi sesini, sonra etrafındakilerin sesini duyabilmek…


Bir an olsun hayatında olumlu veya olumsuz olan şeylere takılmadan gerçekten hoşnut olabilmek… sırf güneş açtığı ve seni ısıttığı için… sırf yaşadığın için, nefes aldığın için… sadece gökyüzünün mavisini sevdiğin için ve yolda yürürken bir kediye rastladığın için…


Bütün bunları görebilmek için yavaşlamak gerekir. Bakmak, görmek, dinlemek, koklamak, dokunmak, hissetmek ve sevmek gerekir.


İnsan yaşamın tadını çıkarmak için kendine koyduğu hedeflere doğru koşarken eğer bilgelikten uzakta kalırsa her türlü hatayı yapabilir. Oysa yaşamdan keyif almak için büyük bir çaba harcamak gerekmez. Aksine durup yavaşladığında ve zihnini rahatlattığında sadece içinde olduğun andan keyif alabilirsin.


Sabahken sabahı, akşamken akşamı yaşadığın ve ikisinin arasında bir tercih yapmadığın anda hayattan keyif alabilirsin.
Her şeye acele ederken her şeye geç kaldığını farkına varırsan her anını daha muhteşem, daha zarif bir şekilde yaşayabilirsin.


Yavaşlamak bir koltukta oturup saatlerce düşünmek değil; yavaşlamak, yaptığın her şeyi, konuştuğun her kelimeyi, aldığın her nefesi ve geçirdiğin her saniyeyi farkında olmak, hissetmek ve bütün bunlardan keyif almaktır. Yavaşlamak kendi kusurlarını görebilmek ve kendini tüm kusurlarında kabul edebilmektir.
Kendine yavaşlamak için izin ver.
Sevgilerimle

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir