“Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel.
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş…
Dünle beraber gitti, cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” Mevlana

Tıpkı kuşlar gibi… her gün bir yerden diğer bir yere uçsak. Kimseye hesap vermeden, umarsızca, beklentisizce, özgürce…
Bir önceki yazımda dönüşümün sancısına inat yine de dönüşmek üzerine bir yazı yazmıştım. Dönüşürken bir şeyleri tamamlarız, bitiririz. Ardından yeni bir şeyler başlar. Doğanın kanunudur aslında.
Bir şeylerin başlaması için hayatlarımızda büyük bitişlerin olması da gerekmez. Her an her dakika yeniden başlarız. Saatin ibreleri döndükçe, nefes alıp verdikçe hep bir şey biter, bir şey başlar. Biten her saatin ardından yeni bir saat başlar, her dakika yeni bir dakikayı, her saniye yeni bir saniyeyi takip eder. Aldığın her nefeste yaşam yeniden başlar.
Peki biz geçen her saniye ile ne kadar yeniden başlayabiliyoruz? İçinde bulunduğumuz anda kalmayı ne kadar başarıyoruz? Anda kalmaktır aslında yeniden başlamak.
Çok zor iştir anda kalmak. Zihin hiç durmaz ki… Ya geçmişte yaşadığımız ve bizi derinden etkileyen olayları sürekli düşünürüz ya da gelecekle ilgili endişeler taşırız. Ve bütün bunları düşünmekten içinde bulunduğumuz anın farkına varamayız. Oysa sadece bir an, küçük bir an durup aldığın nefesi fark etmek, bir an olsun kendine dönmek ve hiçbir şey düşünmeden durmak, aldığın her yeni nefesle yeniden başlamak, kendi maneviyatına giden yolda bir adım atmanı sağlayacak.
Zihin adata söz dinlemeyen uçarı bir çocuk gibidir. Geçmiş ve gelecek arasında savrulur gider. Ve bu durum sürekli bir endişe yaratır. Endişe, pişmanlık, korku, hayal kırıklığı, özlem, acı ve aklınıza gelebilecek bütün kötü duygular birer birer önünüze serilir. Peki geçmişte yaşanan hiç mi iyi bir şey yok? Elbette var. Zihin ara sıra bunları da hatırlar, düşünür ama bu kısa sürer. Daha sonra geçmişte yaşanan o güzel şeyin neden devamı olmadığına üzülüp hayıflanmaya başlar.
Maalesef zihin her zaman imkansızın peşinde savrulur gider. Oysa anda kalmak; geçen her an’la birlikte yeniden başlamak demek. Kişi anda kaldığı zaman yaşam sürekli akar ve bu akışla birlikte sen de aktığında, olumsuz ya da olumlu bir şeye odaklanmazsın, sadece yaşarsın.
An’da kaldığında geçmiş ve gelecek kalmaz, sadece şimdi vardır. Sadece şimdi olduğunda acı duymazsın, endişe ya da kaygı duymazsın, sadece yaşarsın. Aldığın nefesin farkına varırsın, yediğin yemeğin, içtiğin kahvenin, arkadaşlarınla geçirdiğin zamanın, gittiğin tatilin farkına varırsın. An’da kaldığında herhangi bir şeye karşı özlem veya beklenti duymazsın. Sadece senin için sırada ne varsa onu yaşar ve hissedersin. Hayatında sürekli bir şey biter ve bir şey başlar. Sen hep yeniden başlarsın.
İyi ama çok zor, nasıl yapacağız?
Meditasyon, bizim anda olmayı alışkanlık haline getirmemizi sağlayan bir tekniktir. Nefes egzersizleriyle desteklenen düzenli meditasyon çalışmaları, içinde bulunulan an’ı farkında olmamızı sağlayacak ve bizi o an ki hislerimiz ve o anki durum ile burun buruna getirecektir. Meditasyon ve nefes çalışmalarının yanında yapacağımız yoga hareketleri ile beden, zihin ve ruh aynı anda harekete geçerek o akışın içinde birlikte akmaya başlarlar. Bu şekilde an’da kalmış oluruz çünkü o anda insanın aklında pek bir şey olmaz, sadece içinde olduğun pozun bedeninde ve zihninde yarattığı hisleri takip edersin. Yoga, meditasyon ve nefes egzersizleri ile an’da kalma sürelerini artırman mümkün.
Bir meditasyon hocası şöyle demiştir;
“Eğer kötü bir haber aldıktan sonra sakince oturabiliyorsanız, eğer ekonomik krizlerde son derece sakin olabiliyorsanız, eğer komşularınızın muhteşem yerlerde tatil yaptıklarını gördüğünüzde en ufak bir kıskançlık yaşamıyorsanız, önünüze konan her yemeği memnuniyetle yiyorsanız ve koşuşturmayla geçen bir günün ardından hiç içki ya da ilaç içmeden uyuyabiliyorsanız, eğer daima bulunduğunuz yerden memnun oluyorsanız, muhtemelen siz bir köpeksiniz”

Elbette şu an bu yazıyı okuyabiliyorsak köpek değiliz. Sadece beynimizin oyunlarına yenilip kendimize an’da kalmayı zorlaştırıyoruz. Sadece sahip olduğumuz şeylerden mutlu olup; gerçekte sahip olmadığımız ve belki de asla olamayacağımız şeyler için mutsuz olmayı bıraktığımızda bir köpek kadar mutlu olmayı başarabileceğiz ve içinde olduğumuz an’ın değerini farkında olabileceğiz. Yaşadığımız her an yeniden başlayabileceğiz.
Sevgilerimle
Namaste