Mayıs ayları bana her zaman bahar mevsimini anımsatır. Aslında baharın bitişini duyururken, yazın başlangıcını müjdeler. Sanki havaların bir ısınsam mı yoksa serinlesem mi, yok yok ılısam daha iyi dediği, yazlık kıyafetleri giymeye can atarken, bir tarafımızı korumaya almaktan vazgeçemediğimiz ama hadi artık yeter yaz gelsin dediğimiz bir ay. Sanki biraz arada kalmış, sanki yaza bir an önce girme hevesiyle aman bitse artık dediğimiz… tatil desen tatile gitme hakkını yazdan yana kullanırsın.. ama sanki günlerden Cuma günü gibidir. Ve ben Cuma günlerini çok severim, hemen arkasından haftasonu geldiği için. Cuma günü hiç bitmesin isterim, çünkü bilirim ki; arkasından gelecek olan haftasonu göz açıp kapayana kadar yitip gidecek. Mayıs da öyledir benim için. Arkasından Haziran gelir, yaz gelir, doğduğum ay gelir. 1 koca yıl beklersin, 1 günde yiter gider… cumanın bitmesini ne kadar istemiyorsam, Mayıs’ın bitmesini de o kadar istemem. Kendine hastır Mayıs, umutları yeşertir.

Umut etmek üzerine allı morlu cümleler yazmaya gelmedim. Umut hep var. Besin gibi, nefes gibi, sanki yaşamı sürdürmek için gerekli bir şey gibi, olmazsa olmaz gibi. Mayıs gibi…

“1793’te Londra, British Museum’a Çin’den gülibrişim ağacı tohumları getiriliyor. Yıllarca sergileniyor, hiçbir kıpırdama, hareket yok… 1940 yılında Londra bombalanıyor ve müzenin botanik bölümüne, tam da bu tohumların bulunduğu kabine bir parça isabet ediyor. Kabin paramparça… Haftalar sonra savaş alanından fidanlar yükseliyor. 150 yıldır uyuyan gülibrişim tohumları yeşermiş… Hayattaysan, umut her zaman var…” diye bir yazı okumuştum bir zamanlar.

Ve sonra durdum, geriye baktım. Geçen yıl Mayıs ayında yaşantımı değiştirmişim bir şehirden diğer şehre.. yepyeni umutlarla çıkmışım yola, koltukaltımda yoga matımla..

Ve şimdiye bakıyorum, bu senenin mayısına, bahçeme ne çok yeni fide ekmişim… hayatıma giren yeni insanlar, yeni işim, daha basit bir hayat, aileme daha yakın olmak, daha çok sevmek ve sevilmek, daha çok yardımlaşmak, toprakla ve diğer canlılarla bütünleşmek, bitki yetiştirmek, daha çok okumak, daha çok dinlemek, daha sağlıklı beslenmek, daha prensipli olmak…

Saymakla bitmez. Bütün bunları zenginleştiren ise; hiçbir zaman vazgeçmediğim umutlarım ve koltuk altımda taşıdığım yoga matım oldu.

En kötü senaryoda bile bizi ayakta tutan umutlarımız değil midir? Son birkaç aydır bütün dünya ile birlikte aynı anda en kötü senaryoyu yaşarken bile umut etmeyi bir gün olsun bırakmadık. Her gün tv karşısına geçip iyi haberler bekledik. Sağlıklı kalabilmek için önlemler aldık. Umut karın doyurmuyor derken bile umut etmekten asla vazgeçmedik.

Mayıs umutları yeşertir. Sanki kendine ve etrafına sihirli bir değnek değmiş gibi, etrafındaki her şey daha güzel gözükmeye başlar. Yeşil daha bir yeşildir, mavi daha mavi… gökyüzü daha güzeldir. Aynaya baktığında gördüğün sen, daha güzeldir.

Mayıs umutları yeşertir, umut bizi hayatta tutar. Ve anlarsın ki; sadece Mayıs ayında değil, gökyüzü her zaman güzeldir…

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir